Womb (Rahim) – Psikanalitik Film Okuması

Anahtar Kelimeler: rahim, ensest, histeri, psikanaliz, film

Anahtar Kelimeler: rahim, ensest, histeri, psikanaliz, film

Anahtar Kelimeler: rahim, ensest, histeri, psikanaliz, film

Histeri; Latince rahim anlamına gelmektedir. Hipokrat’ın tanımlamadığı bu hastalık, Hipokrat zamanından Jean-Martin Charcot’un 1800’lerin sonundaki bulgularına kadar sadece kadınlarda gözlenen bir rahatsızlık olarak kabul görmüştür. Bir dönem bu rahatsızlığın tedavisi olarak, kadının hamile kalması gerekliliği kabul görmüştür. Cinsel olarak yeterince doyuma ulaşamamanın getirdiği bir rahatsızlık olduğu düşünülmektedir. Uzun yıllar cinsel doyum üzerine tedaviler önerilmiştir. Bu etimolojik bilgi, filmin gerek Türkçe’ye uyarlanan ismiyle gerekse filmde işlenen konuyla doğrudan ilişkilidir. En derin arzulardan kadının rahmine uzanan bir yolculuğun filme dönüşmesi üzerine düşünülecek bir film.

Çocukluk Arzusu

Rahim; insanlığın en güvenli alanı, ilk sığınağı, kraliyeti. Filmdeki başrol Rebecca’nın çocukluğuyla başlıyoruz. Vücudunun büyük çoğunluğu suyun içerisinde ve karnını okşuyor hamile bir kadın gibi. Sanki rahimde bir bebeği varmış gibi anaç bir tavırla seviyor. Belli bir yaştan sonra çocukların “Ben nasıl oldum?” sorusuna yanlış cevaplar vermek gereksizdir. Çünkü belki o sorunun cevabını hali hazırda biliyor olabilir. Günümüz çocukları için konuşacaksak bu çok daha küçük yaşlarda öğrenilmiş olabilir. Bu çocuğun gelişimi için yanlış mıdır? Sigmund Freud, cinselliğin çocuklardan gizlenmesi gereken bir konu olduğunu düşünmemekle birlikte çocukla cinsel konuların konuşulmasını doğru bulduğunu Freud’un özel hayatını konu alan metinlerden öğrenmek mümkün. Aynı zamanda cinselliğin ve cinsel arzuların önemini kabul ettiren kuramlar da sanırım bunun bir göstergesi olabilir. Belki de çocukların oynadıkları evcilik oyunu da Rebecca’nın çocuk yaşta çocuk sahibi olma fantezisi gibidir. Annesi gibi bir çocuğa sahip olma fantezisi.

Rebecca ile Tommy tanışıyor ve aralarında bir ilişki başlıyor. Hemen hemen bütün zamanlarını birlikte geçirmeye başlıyorlar. Bu zaman geçirmeler zaman içerisinde duygusal ve libidinal bir zemine dönüşüyor. Sorumluluk alamayacak kadar küçük yaşta olsalar da bu yoğun ilişkide sevgiliden ayrılmak istenmeyen bir durum olmalı. Rebecca ayrılacağı gün, Tommy uyuyakalıyor. Burada aslında çok çocuksu hatta bebeksi bir durum ortaya çıkıyor. Tommy’nin istemediği bir durumla mücadelesi uykuya ya da uyanamamaya dönüşüyor. Çoğu zaman bebekleri gözlemlediğimizde istemedikleri durumların devamında uyumaya meyilli olduklarını görürüz. Tommy için de o kadar arzu edilen bir nesnenin kaybı yaşanıyor ki bebeksi bir tutumla uykudan kalkılamıyor.

Histeri

Yeniden histeriye dönmek gerekiyor. Ancak bu defa etimolojik anlamının dışında tıbbi anlamına odaklanmak gerekiyor. Histeri; bir sinir hastalığı olarak kabul görüyor. Histeri ve sinir. Bir de “toplumsal histeri” kavramından bahsediliyor. Belki histeri ve toplumsal histeriyi aynı şekilde ele almak doğru olacaktır. Histeri nasıl cinsel ihtiyaçların karşılanamaması olarak tanımlandıysa, bu tanım tarih öncesinde kabul görmektedir, toplumsal histeri ise belki de toplumun ortak ihtiyaçlarının karşılanamaması durumu olarak yorumlanabilir. Aslında toplumsal histeriye farklı coğrafyalarda, farklı karşılanmayan ihtiyaçlar için, farklı zamanlarda ortaya çıktığını görmek mümkün olacaktır. Uzak tarihten yakın tarihe kadar “toplumsal histeri” örnekleri yazılı kaynaklarda mevcuttur. Filmde de bu tarz bir toplumsal histeriden bahsediliyor. İhtiyaçların karşılanmadığı bir toplum… Alice Miller’ın toplum analizinin bireysel analize bağlandığı bir çıkarımı getiriyor akıllara. Bir insanda baskılanan ne varsa, toplumda dikkatini çeken ve tepki gösterdiği o olacaktır. Acaba Tommy’nin karşılanmayan nasıl ihtiyaçlarından bahsedebiliriz. Mutlaka çok daha küçük yaşlarını bilmediğimizden kesin tespitler yapmak mümkün olmayacaktır. Ancak çocukluk aşkının yıllarca beklendiğini Tommy’nin annesinden duyuyoruz. Belki de beklenen sevginin bir türlü elde edilememesi bu noktada örnek olabilecektir.

Ensest

Sıklıkla filmde Rebecca’nın küvette olduğu sahneleri görüyoruz. Küvetteki duruşu, küvete göndermeler, dış dünyadan soyutlanma yeri, sığınılacak bir yer… Belki de rahimin bir başka imgelemi küvet olarak ele alınıyor olabilir. Filmin ortalarında küvette ilk ve son defa iki kişi görüyoruz. Rebecca ve “çocuk” Tommy. Ve bilinçdışından gelen arzunun rahime düşmesi, rahimden küvete bir geçiş. Artık ensestüel arzuların eylemlere geçişleri görmeye başladığımız sahneler geliyor. Yakın ilişkilerin kurulması, nefes mesafesinde kendini durdurması, bir üçüncünün varlığından rahatsız olma. Ensestiöz arzuların toplumsal yasakları, ayıplamaları. Artık klasik bir “Kral Oidipus” başlamaktadır. Burada tabiki bir mitolojiden daha fazlasıyla bakma gerekliliği de ortadadır. Çünkü sadece tek taraflı arzudan söz etmek mümkün değildir. Belki mitolojinin başından ve sonundan daha fazla bilgimiz olsa böyle düşünmeyebilirdik. Ancak Sigmund Freud’un Oidipus Kompleksi’ni farketmesi çocuksu arzunun farkındalığıyla başlamamıştır. Freud’un dikkatini çeken ve kendisini rahatsız eden ebeveynin kendisine karşı olan cinsel arzularının olduğunu düşünmesiyle başlamıştır. Sonrasında çocuksu cinselliğin farkındalığıyla bir teori tamamlanmıştır. Ancak Oidipal arzular tek taraflı değildir. Tıpkı filmde gördüğümüz gibi.

Oidipus Kompleksi

Bilinçdışına yönelmişken çocuk Tommy’nin oyunda devamlı olarak ölmesine de değinmek gerekecektir. Bir türlü ölmeden hedefine ulaşamayan küçük Tommy, aslında baba olarak anlatılan Tommy’nin kopyasıdır. Bunu bilmese dahi sanki bireyler onu manipüle etmekte ve oyunda da olsa devamlı ölüme götürmektedir. Acaba baba Tommy’nin kontrolsüz araçtan çıkışı ve ölümü de bir başka bilinçdışını mı bize gösteriyor? Bunun olduğu bir gerçek ancak bilinçdışıyla alakalı tahmin yürütmek dahi çok mümkün değil. Baba Tommy hakkında o kadar bilgimiz yok maalesef. Ancak kopyalanmış ve yinelenen bir hayat yaşayan çocuk Tommy’nin eşsiz ve benzersizlik üzerine güzellemeleri bir ironiyi çağrıştırıyor. Bir o kadar da belki insan hayatına benziyor. Çoğu zaman kendimizden çok başkasının hayatını yaşama arzusunu, başkasının ihtiyaçlarına odaklanmayı. Bu yaşam yakın gelirken, bir o kadar da biricik olmamanın rahatsız ediciliği.

Çocuk Tommy’nin bir rüyasını da duyuyoruz. Rüyada sanki geçmiş zamanlara ve kendisi için hala karanlık olan yaşanmışlara bir gönderme yapılıyor sanki. Belki bilinç düzeyinde farkında olmadığımız bir çok yaşantı gibi, çocuk Tommy’nin de bilinçdışında bazı yüzleşmek istemediği aynı zamanda bilince çıkmak isteyen gerçekleri duyuyoruz.

Birçok açıdan bilimin ilerisine vurgu yapılsa da arzuların en gerisine de götüren bir film. Filmin içerisinde psikanalitik kurama, insan yaşantısına, ilkel arzularımıza, bilinçdışına çok fazla göndermeler var. Oidipal arzuları ve ensest’in yasakları etrafında şekillenen film, kendi üzerimize düşünmeye de sevk ediyor zaman zaman.

Gelecek Etkinlikler

İlerleyen süreçlerdeki psikoloji bilimi ile sinema sanatını harmanladığımız paylaşımlar için etkinlikler sayfamızı ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.