Psikanalitik Film Okuması : Ahlat Ağacı

Psikanalitik Film Okuması : Ahlat Ağacı

film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı
film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

Anahtar Kelimeler: film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

Otogar sembolik anlam olarak oldukça zengin bir içerik barındırır: Gelenler, gidenler.. Yolculayanlar, karşılayanlar.. Bir kavuşma yeri ya da ayrılık yeridir en nihayetinde.. Ahlat ağacı bir otogarda başlıyor ancak alışılagelmiş ya da tahmin edildiği gibi değil.. Bu defa otogarda   karşılanmayan bir yolcu.. Ailesinden bihaber, ailesinin de ondan bihaber olduğu bir çocuk.. Kalabalık içerisinde rahatsız edici bir yalnızlık.. Sahneler devam ediyor, yeryüzünde hacmi olmayan, çıkmarılmak/çıkmak isterken yeniden çukura yuvarlanan bir taş.. Üzerine basılmasından korkulan kurbağa, yeni doğmuş bir çocuğun unutulması.. Film bize bunları sunarak başlıyor, aslında bu semboller bize filmde neler göreceğimizin bir fragmanı gibi..

Kalabalık içerisinde yalnızlıktan, unutulan bir bebeğe bir geçiş.. Unutmanın anlamı üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Unutmak/unutulmak.. Psikanaliz unutmanın altında pek de olumlu olmayan anlamların var olduğunu söyler. Acaba kundaktaki bir bebekken bile bir ağacın altında unutulmuş bir çocuk gerçekten istenilen, arzu edilen bir çocuk olduğu söylenebilir mi? Yalnız gelen ve yalnız giden biri kendisini ne kadar değerli hissedecektir? Gerçekte ne kadar değerlidir?

İdris’in çok da arzu edilen bir çocuk olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Doğduğu ailede kendisine yer bulamayan, görülmeyen, akla gelmeyen bir tarafıyla da arzu edilmeyen bir çocuktan bahsediyoruz. Aradan geçen yıllar boyunca pek bir şey değişmiş gibi görülmüyor. Kendisini görmekten, takdir etmekten uzak bir babaya; tek başına kalmış/bırakılmış bir baba/eş olmasına rağmen ısrarla kendisini var edeceğini düşünen bir adam aynı zamanda. Kurak bir topraktan su çıkarmak ne kadar imkansızsa babası tarafından görülmek, eşine arzu ettiği gibi bir eş olmak, çocuğuna iyi bir baba olmak da o kadar imkansız görülüyor.

Yinelenen Makus Talih

Hayat; kısa bir senaryonun farklı oyuncularla, değişik mekanlarda yeniden sahnelenmesi gibi. İdris’in kurduğu aile içerisindeki konumu da doğup büyüdüğü aile yaşantısından çok farklı görünmüyor. Tekrar tekrar görünür olmak, var olmak çabası içerisinde uğraşırken, bir türlü var olamadan başa dönen, her seferinde aynı mağlubiyeti, aynı hayal kırıklığını yaşantılıyor. Tıpkı kuyudan çıkarılmaya çalışılan taş gibi, sonuna kadar geldiğini düşünse de bir türlü kendisine yer bulamadan yeniden karanlığa geri dönüyor.Anahtar Kelimeler: film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

İdris’in makus talih(!)’ini tekrar tekrar tecrübe ettiği o kadar çok alan var ki.. Annesine karşı kaybetmiş, babasına karşı kaybetmiş, eşine ve çocuklarına karşı kaybetmiş.. Var olmak, kabul görmek aynı zamanda kazanmak anlamına geliyor belki de bu yüzden inanılmayan hayallerin, kurak arazilerde suyun peşinde, bir de kazanma umuduyla oynanan at yarışı.. Kumar insanlara ne vadeder? Sanırım kumar insanlara kazanma ihtimalinden başka bir kazanım sunmaz. Belki de insanların kumara bu kadar meyilli olmasının sebeplerinden bir tanesi de kazanamadıklarını kazanma isteği..

Kumar basit bir alışkanlıktan fazlası, aynı zamanda yineleme zorlantısı olarak tanımlanan  Dostoyevski’nin kumarbaz romanındaki bir cümle bu sahneyi açıklamak için iyi bir alıntı olacaktır. “Kaybetmenin benim için ne anlama geleceğini dehşet içinde fark ettim! masada duran bütün yaşamımdı!”.. Kendi yaşantısındaki gibi bir türlü kazanamıyor, hayattaki gibi kumarda da benzer bir döngüyle karşılaşmak mümkündür, kaybedenlerin bir oyun içerisinde zihinlerindeki rakibe karşı yenilenen bir kayıp.. İdris de bu kayıpları yeniden yeniden yaşantılıyor.. Gerçeklikten o kadar uzak görülen, kimseyi inandıramadığı hayalleri var. Belki bu kadar çocuksu arzular aynı zamanda orada saplanıp kalmış bir çocukluk dönemiyle açıklanabilir.

Bir rekabeti kazanmak için öncelikle o rekabetin içerisinde var olmak, bir taraf olmak gerekir. Ancak babası başta olmak üzere kimse tarafından görülmeyen bir kişinin rekabete girmesi ne kadar mümkün olabilir ki..  Bu rekabet ve rekabeti kazanma arzusu, psikanalitik terim ile söylemek gerekirse Oidipus kompleksi, İdris’in yaşantısı için başarısız bir tecrübeden belki başlamadan geride bırakılmış bir dönem olduğunu söyleyebiliriz.

Baba ile Çatışma

Oidipus’a gönderme yaptığımız bu sahnenin devamında farklı bir oidipal rekabet sahnesi karşımıza çıkıyor. Sinan ile Hatice’nin karşılaşması ve ardından gelen rekabette galibiyet, Sinan ile arkadaşının arasında geçen diyalogda Sinan’ın kazanmanın, arzulanmanın, rakibi yenmenin, tercih edilmenin mutluluğunu görmek mümkün. Hemen ardından gelen sınav sahnesi var, özellikle Sigmund Freud’un “Düşlerin Yorumu”’nda sınav rüyalarının bir oidipal çatışmaya göndermeler içerdiğini söylemesini hatırlamak, ve sahnelerdeki geçişin de tam da bu konu üzerinden olması önceki sahnelerdeki çıkarımlarımızın doğru yönde olduğunu gösterir nitelikte. İdris’in babasının gözünde bir yer edinme çabasındaki pasifliğin tersine Sinan’ın bu çatışmada daha agresif tutumunu görmek mümkün, yazar olan Süleyman ile konuşmasındaki agresif bir o kadar da kabul görme arzusu sezilebiliyor. Anahtar Kelimeler: film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

“…İnsansın kendi imgesiyle imtihanı, ne kadar gizlemeye çalışırsan çalış görünüyor…

…Alıcı bekleyen köleler gibi meziyetlerini ortaya dökmeye birini…”

Aslında ne kadar da yansıtma yapıyor değil mi, konuşmanın içerisinde devamlı yanlış anlaşıldığını, anlaşılmak istemediğini belirtmesi de arzularının yakalanmaktan ne kadar korktuğunun bir göstergesi olabilir.

“… tam tersine o mektup bana, fazla önemsediği bir topluluk karşısında utandığı için konuşmaktan korkan, bu zayıflığını Kabul etmemek için de eksikliğine felsefeyi bir kılıf uydurmaya çalışan, toy bir gencin çırpınışları gibi göründü daha çok…”

“yanıma gelmenden senin de iflah olmaz bir romantik ve saplantılı bir genç olduğunu anlamadım sanma…”

Otorite ile Çatışma

Manipülatif bir konuşmayı son derece sakin bir tavırla dinleyerek, bu yoğun agresif aktarıma karşılıksız kalamayan Süleyman il kurulan ilişki, ilerleyen sahnelerde İdris ile kurulan ilişkinin bir benzeri yaşanıyor. Bu sahnenin devamı oldukça kafa karıştırıcı içeriklerle devam ediyor. Köprünün üzerinde gördüğü bir heykelin kırık olan elini/kolunu koparması ve suya atmasıyla, sonrasında yakalanacağı korkusuyla kaçıp saklanması ile devam ediyor. Otobüste uyanması ile son buluyor. Kafa karıştırıcı noktası şu; bunlar acaba rüya mıydı yoksa gerçek mi? Rüya ise ne kadarı rüya tam olarak bir ayrımını gözlemlemek mümkün görünmüyor. Ancak her iki durumda da bu sahnenin zihinlerdeki karşılığının değişmeyeceğini söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

Özellikle çocukların çizdikleri resimlerde, çizdikleri insanların ellerinin büyük olması, parmakların eksik olması ya da fazla olması gibi gerçekten kopuk bir o kadar da dikkat çekici unsurlar vardır. Bunun bir anlamının özellikle çocukluk döneminde düşlemdeki cinsellik ile başlayarak ergenlik dönemi ile fizyolojik/biyolojik olarak da devam ettiği bir sürecin imgesi olabilir. Aslında çocuk cinselliği olarak tanımlanan bu süreçte anne memesinin yerini alan; parmak.. Bu süreç sonrasında kendini tatmin olarak devam eden mastürbasyonların başlangıcı..

Mastürbasyon aynı zamanda bilinçdışı arzunun öteki/nesne olmaksızın tatmin edilmesi anlamını taşıyor. Bilinçdışına itimin nedeni her zaman doyurulmayan, doyurulması da mümkün olmayan arzuların süperego olarak nitelendirilen içsel baskının bir sonucu, baskılanan ya da baskılanmak zorunda kalan doyurulmamış arzuların bir kısmı ensestüel arzulardan oluşur. Bu arzuların gerek aile içerisinde gerek toplum içerisinde kabul görmemesi, en derinlere itilmesine sebep olacağı gibi, bunların açığa çıkması, başkası tarafından anlaşılması, başka bir deyişle yakalanması kaygı vericidir. Sanki bu sahnedeki yakalanma ve sonrasında irkilerek uyanma ensestüel arzuların doyurulduğu bir sahnenin açığa çıkmasından duyulan kaygıya işaret ediyor. Benzer bir ensestüel arzunun devamı da Sinan’ın parasının çalındığını farkettiği ve babasının parasını çaldığını düşündüğü sahne, çalma arzusunun tersine çevrilerek yansıtılmasını görüyoruz.

Bilinçdışı Arzular

Ağaçta asılı bir halat, yerde bir insan görseniz; aklınıza intihar etmiş bir insanın gelmesi muhtemeldir. Ancak intihar etmiş kişiden önce uzaklaşıp sonra bir pişmanlıkla geri dönüşünüz varsa orada mutlaka değerlendirilmesi gereken bir arzu vardır. Sinan’ı oraya götürmeyen de sonrasında pişmanlık duyarcasına geri getiren de bilinçdışı babasının gitmesi (ölmesi) arzusudur. Sinan’ın annesi ile konuşmasında bir gidemedi demesi  belki de bizi bu yoruma götürdü. Ancak yeniden Sigmund Freud’un bir söylemine geri dönecek olursak, çocukların “ölüm” kavramına hakim olmadan önce “gitme” kavramıyla “ölüm” kavramının bir temsili olduğunu belirtmektedir. Buradan yola çıkarsak Sinan’ın babasının gitmesini istemesini, babasının ölmesini istemesi olarak yorumlamak mümkün hale gelir. Aslında çok da başarılı bir bilinçdışına itim olarak görülmese de bilinçdışında yer alan bu arzunun ilk olarak hazzını, sonra pişmanlığını yaşayarak geri dönmektedir. Anahtar Kelimeler: film okuması, psikanaliz, Oidipus kompleksi, yasaksevi, ahlat ağacı

İlk Yasaksevi

Adem ile Havva’nın cennetten kovulma hikayesine bir gönderme vardır. Kuran, İncil ve Tevrat’ta Adem ile Havva’nın cennetten kovulma hikayesinden ilk günah olarak bahseder. İnsanlığın ilk günahı olarak anlatılan Adem ve Havva’nın yasaksevisi, insanın ilk yasak arzusu oidipus’a karşılık gelmektedir.

Anneye ithaf edilen kitap, ancak tüm uğraşlarına rağmen karşılık bulmayan bir ilgi ve sevgi var. Ancak babaya duyulan öfke, kendi baba düşmanlığının, babası tarafından da kendisine beslendiğini düşünen bir çocuk ve bu düşüncenin getirdiği suçluluk duygusu. Son sahnede bir halat ve halatta asılı Sinan’ı görüyoruz. Bu da sanırım Kral Oidipus efsanesinin Nuri Bilge Ceylan’ın kaleminden yeniden yapılandırılması. Kral Oidipus’ta olduğu gibi, arzularının doyumundan sonra kastrasyon kaygısıyla birlikte gelen ceza beklentisini, Sinan’ın kendini asma sahnesiyle görüyoruz.

Genel olarak filmde klasik bir Oidipus kompleksinin yaşantıdaki karşılıklarını gördüğümüzü söylemek mümkün. Oidipus kompleksinin sadece kuramsal olarak var olmadığını, aynı zamanda herkesin içerisinde deneyimlediğinin sanatsal bir gösterimini izledik.

Gelecek Etkinlikler

İlerleyen süreçlerdeki psikoloji bilimi ile sinema sanatını harmanladığımız paylaşımlar için etkinlikler sayfamızı ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.

Call Now Button