Psikanalitik Film Analizi : İstanbul Kırmızısı

 

sanat, istanbul, psikoloji, psikanalitik, analiz
sanat, istanbul, psikoloji, psikanalitik, analiz

Psikoloji ve Sinema :

“İSTANBUL KIRMIZISI”

Psikanalitik Film Analizi 

Psikoloji ile Sinema’yı birleştirdiğimiz psikanalitik film analiz ” İstanbul Kırmızısı ” etkinliğimizin analiz metnini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarız. sanat sanat sanat sanat sanat sanat sanat istanbul analiz

Sanatçının Etkisi

Hangi resimi ressamdan bağımsız olarak değerlendirebilir ya da hangi şiir şairin duygularından bağımsızdır. Bir örneği bulunmayan bir oluşumlardan bahsediyoruz, tıpkı ressamlar, şairler gibi yazarlar, yönetmenler de belki ifade edilmemiş, ifade edilememiş duygularını düşüncelerini ifade etmek için yapıtlarını ortaya çıkarırlar. Bizler ise, şiirlerde, resimlerde, kitaplarda ya da filmlerde kendimizden, ifade edilmemiş duygulardan, açığa çıkmamış düşüncelerden bir parça ararız. Ancak aradığımız parçayı bulduğumuzda artık o eser bizim için diğer örneklerinden farklı olur. Psikanalitik film analizi psikoloji 

Geçmişimiz ve Bugünümüz

Öyle sanıyorum ki bir çok insan için etkileyici bir film olma özelliği taşıyordur “İstanbul Kırmızısı”. Çoğu insanın ifade edilmemiş duygularını, düşüncelerini barındırması belki filime ve kitaba bu özelliği kazandırıyordur. Her oluşum gibi duygularımızın da düşüncelerimizin de bir geçmişi vardır, Deniz diyorki “ Geçmişe kafayı takarsan bugünü ıskalarsın..” ancak biliyoruz ki geçmişi aydınlatmadan bugünü göremeyiz. Bazen geçmişimiz bizi o kadar içine çeker ki gerçeklikten tamamen uzaklaşır kendi babamız oluruz ve düşümüzde kendimizi cezalandırırız. 10 yaşımıza döner, babamızın bizi cezalandırmak için kilitlediği arabada, babamızı cezalandırmak için ölürüz. Tıpkı arabanın içinde Orhan’ın çocuğunun, arabanın içerisinde kalarak hayatını kaybetmesi gibi… Tıpkı filmde Deniz’in babası da benzer davranışı oğluna karşı yapıyor. Basit bir rastlantı belki, peşin hükümlü olmamak gerek sanırım. Psikanalitik film analizi

İdeal ve Reel Hayat

Deniz’in evine girdiğimizde, bir erkek çocuk için bulunması güç bir durum var, sanırım bu tanımlamayı en iyi Deniz kitabında yapmış, kendi evini harem olarak tanımlamış. Annesinin sevgi ve ilgisini paylaşmak zorunda olduğu babası 10 yaşında hayatını kaybetmiş, abisi ise sanki pasifize edilmiş ve artık bir erkek olarak görülmüyor Deniz için, gerçekten filmde Orhan eve girdiğinde evde bolca kadın ve son derece pasif bir abi ile tanışıyor. Deniz sadece annesinin değil, çevresindeki bütün kadınların ilgisini ve takdirini bütünü ile kendisine alıyor, hatta öyle ki kendi ailesinden olmayan bir evil kadının ilgi ve sevgisine sahip. Ancak bu noktada bir soru geliyor aklımıza, Deniz’in babasını kaybettiği yaş ile Orhan’ın çocuğunun hayatını kaybettiği yaş aynı, burada bir ilişki mümkün müdür? Psikanalitik film analizi

Deniz bir anda ortadan kayboluyor ve evde herşey son derece rutin devam ediyor, hatta o kadar rutin bozulmuyor ki Deniz’in annesi Orhan ile konuşurken oğlum eve gelmeden uyuyamıyorum darken üzerinde gecelik yüzünden uyku mahmurluğu akıyor ama Deniz hala ortada yok. Burada durup biraz düşünüyoruz, kadın Orhan’a oğlum eve gelmeden yatamam darken yalan mı söylüyor yoksa oğlu evde mi? sanırım filmi izleyen herkes filmin bir bilim kurgu, polisiye ya da gerilim filmi olmadığı noktasında hemfikirdir. Hem kadın yalan söylemiyor hem oğlu evdeyse bu nasıl mümkün olabilir, evde olan sadece Orhan, acaba oğlu Orhan olabilir mi? sanırım bu sorunun cevabını en net aldığımız yer, Yusuf’un cenazesinde annesinin, Orhan’a söylediği; “Oğlum devamlı adını tekrarlardı, Deniz Deniz diye” cümle. Biz filmin o anına kadar Orhan ile Deniz’in iki farklı karakter olduğunu düşünürken bir anda düşüncelerimiz değişiyor. Sanırım gerçek şu ki Orhan ile Deniz aynı kişi, Yusuf’un çocukluktan beri sevgilisi. Psikanalitik film analizi

Homoseksüel, Heteroseksüel, Biseksüel

Deniz ile Orhan’ın sevgilisi Yusuf ise Neval’e karşı beslenen duygular nereden geliyor, açık bir şekilde Orhan Neval’e karşı duygularını ifade ediyor, üstelik evli olduğunu öğrenciği halde hatta ve hatta Neval’in kocasına da bu duyguları söyleyebiliyor. Bu durum, açık bir şekilde toplumca yasaklanmış bir ilişki ancak bize bu durum yabancı gelmiyor. Sanki insan hayatının bir evresinde böyle bir yasak ilişkiye yönelim oluyor, hatta bazı insanlar için tek ancak herkes için ilk olan yasak ilişki oğlan çocuğunun annesine karşı duyduğu sevgi ilişkisi, Freud bu tanımda sevgi kelimesini kullanmaktan kaçınarak libido kelimesini tercih ediyor. Sanırım hepimizin malumu, Freud’un tanımına göre libido sevgiden daha fazlasını barındırıyor. Orhan, Deniz ve Neval’in ilişkisi artık biraz daha netleşiyor, Neval çocukluğundan getirdiği bir hayali anne imgesinden başkası değil, tamamen hayali bir karakter ki son sahnede bir aracın önünden geçmesi ile ortadan kayboluyor, ya da hiç var olmadığı için Orhan gerçeğe dönüyor.

Filmdeki karakterler üzerine konuşmayı noktalamadan, Yusuf’un karşımıza çıktığı ilk sahnede kanatları olan ve meleği çağrıştıran bir heykel yaptığını görüyoruz, aynı figure benzer bir tablo deniz’in odasında karşımıza çıkıyor. Buna benzer birden çok benzerlikleri görebildiğimiz noktalar var, aslında çok fazla noktada film bize karakterlerin aslında tek bir kimse olduğunu söylüyor.

Odipal Kompleks

Film başından sonuna kadar hayal ürünü değil sanırım. Filmin hem gerçek tek sahnesi hem de bize o zamana kadar izlediklerimizin Orhan’ın hayal dünyasına bağlı yazdığı kitap olduğunu gösteriyor. Ablası ile konuşma sahnesinde anlıyoruz ki, Orhan bir kitap yazıyor. Ve kitabında annesine duyduğu sevgiden yani Neval’den.. Babasını karşı öfkesi ve öfkesinden doğan cezalandırma arzusunun tatmininden yani çocuğunu kaybetmesi ve babasının küçük yaşta ölmesinden.. Biseksüel arzuları yani Yusuf’tan ve benliğinin diğer kısmı olarak tanımlayabileceğimiz Deniz’den bahsediyor. Psikanalitik film analizi

Gelecek Etkinlikler

İlerleyen süreçlerdeki psikoloji ile sinema sanatını harmanladığımız etkinlikler ve sosyal medya hesaplarını takipte kalın.

Call Now Button