Günlük Yaşamda Aktarım / Karşıaktarım İlişkisi

Anahtar Kelimeler: aktarım, karşıaktarım, terapi, ilişki, psikoloji

Anahtar Kelimeler: aktarım, karşıaktarım, terapi, ilişki, psikoloji

Anahtar Kelimeler: aktarım, karşıaktarım, terapi, ilişki, psikoloji

Günlük yaşamda kurduğumuz tüm ilişkilerde de olan aktarım/ karşıaktarım ilişkisini ilk olarak Freud hastasının kendisiyle kurduğu ilişkide hastanın hayatındaki bir kişiyle kurulan ilişkinin yeniden kurulduğunu farketmesi üzerine hem yaşantımıza hem de psikanaliz kuramının içerisinde dahil olmuştur. Terapi içerisinde hasta – terapist arasında kurulan hem de günlük yaşamda kurulan aktarım karşıaktarım ilişkisini ele almak için öncelikle tanımlarının yapılması gerekmektedir.

Türk Dil Kurumu’nun “1. Aktarma işi, nakil. 2. Psikoterapide hastanın terapiste ruhsal yapısı üzerinde etkili olmuş deneyim ve ilişkilerini aktarması.” şeklinde tanımladığı aktarım, psikanaliz içerisinde de benzer anlam bulmaktadır. Freud, ilk olarak aktarımı terapi içerisinde fark ettiğinde bunun terapi için olumsuz bir durum olduğunu düşünmesine rağmen terapi için aynı zamanda temel olma özelliği taşıdığını da farketmiştir. Hastanın geçmiş yaşantısından bir kimseyi terapistle yeniden kurması aktarım ilişkisi olarak tanımlanır. Hastanın aktarımına terapistin karşıaktarımı da tersine kurulan bir aktarım ilişkisidir. Bu iki kavram tıpkı psikanaliz içerisinde yeniden kurulduğu gibi günlük yaşamda da yeniden kurulmaya devam eder.

Bu yazının konusuna bağlı kalarak terapideki aktarım karşıaktarım ilişkisine kavramsal olarak açıklamayla değinmiş olacağız. Ancak yazının sonucunda aslında günlük yaşamdaki aktarım / karşıaktarım ilişkisine doğrudan etkisi olan psikanalizdeki aktarım/karşıaktarım ilişkisine değinmiş olacağız.

Günlük Yaşamda Aktarım

Aktarım ilişkisinin günlük yaşamdaki görünümlerini bir fobi vakası üzerinden görebiliriz. Bunu Freud’un Hans vakası olarak aktardığı fobi vakasını ele alarak yapabiliriz. 5 yaşında Hans’ın at fobisinin dinamiği ve terapisi aktarılıyor. Biz bu konuyu yalnızca bir kişinin at ile kurduğu ilişkide nasıl fobi olarak tanımlanacak sağlıksız ilişkinin nasıl kurulduğunu açıklamaya çalışacağız.

Fobilerin oluşumlarını yalnızca aktarım/karşıaktarım ilişkisi üzerinden tanımlama yapacak olursa eksik kalan diğer dinamikleri yok saymak olacaktır. Ancak konuyu ana temadan saptırmamak için, fobilerde aktarım ilişkisinin görünümü üzerine yoğunlaşmak uygun olacaktır.

Fobi kelimesi, Yunanca’dan gelmektedir. Phobos kelimesinden köken alır, Phobos Antik Yunan’da korku tanrısıdır. Günlük kullanımı ve psikoloji içerisindeki kullanımı da aynıdır. Fobi normal olmayan şekilde belirli bir nesne ya da duruma karşı korku duyma hali olarak tanımlanabilir. Bu tanıma göre, herhangi bir nesne ile geçmiş bir travması olmamasına rağmen ortaya çıkan korkuyu aktarımdan bağımsız olarak açıklamak mümkün değildir. Eğer geçmişte nesne ya da durum ile ilgili bir travmatik durum yaşanmışsa bu durumu travma içerisinde açıklamak mümkün olacağı gibi, korkunun ortaya çıkışı da travmadaki duygulanıma bağlı olarak anlam kazanabilir. Ancak fobi herhangi bir travma barındırmaksızın ortaya çıkan korku durumu olduğundan dolayı, başka korku duyulan durum ile eşleştirilmiş olması gerekmektedir.

İlk Nesne İlişkileri

Çocukluk döneminde kurduğu ilk nesne ilişkilerindeki korku çoğu zaman bastırılır. Kişinin zihninde korku duyulan durum ya da nesne ile özdeşleşebilen bir başka nesne ilişkisi kurulduğu takdirde ilk nesne ilişkisindeki korku yeni kurulan bu nesne ilişkisine aktarılır. Teorik olarak yaptığımız bu açıklamayı bir örnek üzerinden açıklayabiliriz. Cinsiyetlerin ayrımını bilmediği dönemde kendi penisinin olmadığını fark eden bir kız çocuğu, penisin yalnızca erkek cinsiyetine özgü olduğu bilgisine sahip olmadığından dolayı kendisinin de bir zamanlar penisinin olduğunu ve bir cezalandırma sonucu penisini kaybettiği düşlemi içerisinde bütünlüğünü kaybettiğini düşünebilir.

Bu psikanaliz içerisinde “kastrasyon kaygısı” olarak tanımlanan, erkek çocuğun penisini kaybetme kaygısı, kız çocuğun penisini kaybetmiş olma düşüncesi şeklinde tanımlanabilir. Bu düşünceler bilinç düzeyinde hatırlanabileceği gibi, hatırlanmak durumunda değildir. Çoğu zaman bilinçdışı olan bu kaygı/düşünce süreçleri, ilerleyen süreçte farklı bir şekilde yenilenebileceği düşüncesiyle karşımıza çıkabilir. Erkek çocukların sünnet ritüelinden kaygılanmalarının bir anlamı kastrasyon kaygısı ile açıklanabilir. Hem çocuksu bir düşünce ile penisini kaybedeceği düşüncesi hem de narsisistik bütünlüğü kaybetme düşüncesi şeklinde tezahür edebilir. Örnek olarak verdiğimiz kız çocuğun çocukluktaki bu kaygısını, ilerleyen zaman içerisinde iğne yaptıracağı zaman ortaya çıkmakta ve çocuklukta bilinçdışında kalan düşünce ve kaygının, sebepsiz gibi görünen iğne korkusu şeklinde ortaya çıktığını söyleyebilir.

Aktarım

Elbette aktarım/karşıaktarım ilişkisi yalnızca fobi gibi belirgin ve insan hayatını doğrudan etkileyen semptomlar üzerinden görünümünden fazlası vardır. Aktarım/karşıaktarım ilişkisi, çoğu zaman kişinin farkında olmadan kurduğu ilişkilerde ortaya çıkar. Hatta şunu söylemek iddialı olsa da bu görünmeyen ilişki kalıbının insan ilişkilerindeki önemini anlatmak için önemli olacaktır. Her ilişkide ( bu her zaman iki insan arasındaki ilişki için değil, kişinin kendisi ile kurduğu ilişkide, herhangi bir nesne ile kurduğu ilişkide de gözlenebilir.) aktarım ilişkisini görebiliriz.

Aktarım ilişkisi ile ilgili örnekler yazının başlarında bahsedildiği gibi sayıca fazla olabilir. Ancak burada bütün aktarım ilişkilerini açıklamaya çalışmak gibi bir çabadan ziyade aktarım ilişkisinin hayatımızda kurduğumuz ilişkilerde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu görmek olduğunu yeniden hatrılatmak gerekir.

Öğretmeni tarafından haksızlığa uğradığını, ders içerisinde, sınav sonuçlarında öğretmeni taradından kendisine adil davranılmadığını düşünen bir öğrenci düşünelim. Öğretmeninin kendisini sınıfında bulunan diğer öğrenciler kadar sevmediğini bu sebeple derslerde kendi sorularıyla yeterince ilgilenmediğini dile getiren, derste kendisine yeterince söz verilmediğini düşünen bu öğrenci aynı zamanda sınavları okurken öğretmeninin yeterince adil olamadığı için sınav kağıdının puanlamasını yaparken de kendisine haksızlık yapıldığını düşünmektedir. Öğretmeni tarafından ele almadan önce öğrencinin penceresinden bu olayı ele alalım. Annesi tarafından yeterince ilgilenilmediğini düşüncesi, okulda öğretmeninin kendisine yeterince ilgi göstermediği şeklinde dışa vuruluyor olabilir. Annesinin diğer kardeşlerini daha çok sevdiği, onları kendisinden ayrı tuttuğunu düşünen bu kişi, okulda da diğer öğrencilerden kendisinin olumsuz olarak ayrı tutulduğunu düşünebilir. Annesinin ilişkisel anlamda kendisini yeterince beslemediğini düşünen bu kişi, öğretmeninin kendisine karşı adil ve eşit davranmadığını, sınav sonuçlarının bu şekilde değerlendirildiğini düşünebilir.

Karşıaktarım

Bu düşlediğimiz öğrenci öğretmeninden kendisiyle de yeterince (diğerleri kadar ya da daha fazla) ilgilenmesini, kendisine karşı da diğer öğrencilere karşı olduğunu düşündüğü gibi olması gerektiği gibi yaklaşmasını bekleyebilir. Bu beklentiler aslında annesinden beklentileridir ancak bu düşünce bilinçdışında kalmış, bilinç düzeyinde öğretmenle kurduğu ilişkiye aktarılmıştır. Aslında ilişkisel olarak anne çocuk ilişkisi ile öğretmen çocuk ilişkisi aynı düzleme indirgenmiştir.

Aynı örnek üzerinden karşıaktarım ilişkisini ele almak mümkündür. Ancak bunun düşlemi kurulan ilişkiye özgü bir durum olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.

Bu düşlemdeki öğretmenin penceresinden iki farklı durumla karşıaktarım ilişkisini ele alalım. Öğretmen bu şekilde hisseden ve düşünen öğrenciye karşı, kendi aile içi dinamikleriyle özdeşleştirdiği için daha fazla ilgilenme, ona karşı toleransı daha yüksek bir duruma gelebilir. Bu durum öğretmenin bu öğrenciye karşı olumlu anlamda ayrı tutmasına sebep olabilir. Bu durumun gelişmesi de öğrencideki duygu, düşünce ve davranışları değiştirmeyebilir. Aktarım ilişkisi dış gerçeklikten uzak olduğu için öğretmenin tutumu değişse dahi öğrencide karşılığı olmayabilir. İkinci durumda ise yine kendi aile içi dinamiklerinin etkisiyle, bu öğrencinin kendisi hakkındaki düşünceleri, hislerinden kaynaklı olarak öğrenciye karşı daha olumsuz tepkiler vermesine sebep olabilir. Aktarımda olduğu gibi, karşıaktarım ilişkisi de kişinin ilk nesne ilişkilerinden getirdiği kalıpları, sonrasında kurulan yeni bir ilişkiye aktarması sonucunda ortaya çıkar.

Psikanaliz İçerisinde Aktarım/Karşıaktarım

Aktarım/karşıaktarım ilişkisi çok kapsamlı olduğu gibi insan ilişkilerini de doğrudan etkileyen bir durumdur. Bir insanın yeni kurduğu ilişkilerde ortaya çıkan benzer durumları yaşamasının bir nedeni de ilk nesne ilişkilerinin yeterince bilinç düzeyinde olmaması ve her yeni ilişkide yinelenmesidir. Aslında psikanalitik psikoterapi ya da psikanaliz bunun üzerine kurulmuştur. Terapide kimi zaman terapistle kurulan aktarım ilişkisi, kimi zaman da terapide ele alınan dış ilişkilerin anlamlandırılması kişi için yeni ilişkiler kurmasının yolunu açar. Jung’un bir sözü bu konuyu aydınlatacak niteliktedir. Kendi bilinçdışını bilmeyen başına gelenleri kader zanneder. Bu sebeple, kendi bilinçdışını tanımak sadece kişi özelinde kendisiyle kurduğu ilişkiyi yapılandırmakla kalmaz, kurduğu diğer ilişkileri de yapılandırır.

Aktarım ilişkisinin terapide yeniden kurulup anlamlandırılması kişinin kurduğu ilişkilerde karşısındakini algılaması ve anlamasına yardımcı olmaktadır. Bu sebeple, psikanalizin bir eğitimden ziyade uygulamasına yani analist olacak kişinin kendi analizinden geçmesi ve aktarımlarını farketmesi terapist olarak da analizanlarıyla yeni bir ilişki kurmasının ve analizanlarını anlamasının yolunu açmaktadır. Anahtar Kelimeler: aktarım, karşıaktarım, terapi, ilişki, psikoloji

Psikoloji yazı dizisinin devamı ve diğer yazılar için makaleler sayfasını ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.