Arzu, Doyum/Doyumsuzluk, Narsistik Kırılma ve Yıkıcılık

Anahtar kelimeler: arzu, doyum, tatmin, doyumsuzluk, narsistik

Anahtar kelimeler: arzu, doyum, tatmin, doyumsuzluk, narisistik

Anahtar kelimeler: arzu, doyum, tatmin, doyumsuzluk, narsistik

Matematik günlük hayat içerisindeki bir çok materyali matematik ile açıklayabilir. Kullanılan teknoloji, ekonomik denge, üretim, tüketim, vb. Sosyoloji toplumsal olayları, çeşitli kültürel ve toplumsal etmenler ile açıklayabilir. Yapılan eylemler, kitle hareketleri, siyasal yapılanma, vb. Fizik günlük düzendeki dengeyi, hareketi, durağanlığı bilimsel kuramları ile açıklayabilir. Psikoloji ise tüm bunların insan ile ilişkisini açıklarken, psikanalizin katkısı ile tüm beşeri üretimlerin ve etkileşimlerin ardındaki motivasyonları anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır.

İnsan ilişkilerine bakıldığında gerek kuramsal gerekse klinikte tüm nesneler ile kurulan ilişkilerin ardındaki motivasyonun arzu sonucu oluştuğunu görmek mümkündür. Gerek üretilen materyallerden, keşfedilen/icat edilen materyallere.. gerekse kurulan ilişkilerden yıkılan ilişkilere.. insanın ilk ve tek motivasyonu arzu, arayışı ise bu arzunun doyumudur. Hatta bu kuramsal teoriyi en yıkıcı eylemler için de söylemek yanlış olmayacaktır.

Bilim insanları özellikle bir sorunu çözmek için problemin kaynağından daha geriye giderek problemin neyi engellediğine ulaşması gerektiğinin bilincinde sorunlara odaklanmaktadır. Tıp bilimi üzerinden açıklamak ve örneklendirmek gerekirse bir organın normal/olması gerektiği gibi olmadığını düşündüğü/farkettiğinde o organın hangi işlevini yerine getiremediğini anlamaya çalışmak ile birlikte aslında o organın neden var olduğunu araştırdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Daha özele inmek gerekirse günleri dahi sıraya sokamayan bir kişi ile karşılaşan doktor beyninde hasar olduğunu anlar, bunun da ötesine geçerek beynin frontal lob’unda oluşan bir problemin buna sebep olduğunu bilir. Çözmeye çalıştığı artık görülen problem yani günlerin sıralanması değil, frontal lob’un işlevindeki rahatsızlıktır. Tüm bu çıkarımlar aslında daha önce yapılan araştırma ve çalışmaların birer çıktılarıdır.

Bireyi ve bireyin eylemlerini anlamak için de tıpkı bir nörologun çalışmasına benzer bir yol izlenmelidir ki problem çözülebilsin. Bir nörolog bu problemi çözmeye çalışırken günleri sırası ile ezberletme çabası içerisine girmiyorsa, bir ruh sağlığı çalışanının da görünür semptom ile vakit harcamaması gerekir.

Arzu

İnsani duyguları anlamaya çalışırken tıpkı yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi en başa dönmek gerekmektedir. Bir bebeğin ilk arzusu nerede başlar sorusuna verilecek iki yanıt vardır. İlki ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik arzusudur. Burada bebek bütünü ile aktif bir rol üstlenemez. Edilgen yapıda talep eder ve etken roldeki temel bakım veren bu arzuyu ya da ihtiyacı karşılar. İlk arzu/ihtiyaç doyumdur. Bebeğin kalan ihtiyaçları olan uyuma, dışkılama gibi ihtiyaçlar için bir arzu duymaz ve bu ihtiyaçlarını bir öteki olmadan da karşılanabilir. Ancak doyum ya da doyurulma konusunda bebek talepkar ve beklenti içerisindedir. Bu beklentilerin zamanında ve talep edildiği gibi karşılanmaması durumunu sonradan tartışılmak üzere askıya alıp ikinci kurama geçebiliriz.

Bu kuram ilk olarak Doğum travması olarak ilk psikanalistlerden Otto Rank tarafından savunulmuştur. Oto Rank’ın bir travma olarak tanımladığı sürece biraz farklı açıdan bakmak ilk arzunun Doğum hadisesi ile ilişkini araştırmamıza yardımcı olacaktır. Tüm ihtiyaçlarının karşılandığı yerden (rahim) ayrılma bir travma ise orada kalma ya da oraya geri dönmeyi bir arzu olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Doğum travması üzerinden ya da doyum beklentisi üzerinden ilk arzuyu tanımlamak aslında aynı noktaya işaret etmektedir. İhtiyaçların karşılanmasından duyulan haz, ilk arzumuz olarak kabul edileceği gibi her iki teori üzerinden bakıldığında da ilk arzu nesnesi annedir. İleride ayrışacak olmasına rağmen her iki biyolojik cinsiyet için de bu nesne değişmeyecektir.

Gelişim ile birlikte ihtiyaçların çoğalması ve değişmesiyle birlikte arzuların görünümü ve haz kaynağının görünümü farklılaşacaktır. İlk arzu oral doyum ve buradan alınan haz iken zamanla farklı nesnelerle kurulan ilişkilerle zenginlik kazanılacak haz kaynakları regresif bir görünüm ile yeme bozukluğu olarak görülebilir. Daha sosyal ilişki kalıplarına yayılmış biçimde gözlenebileceği gibi sayısız örnekle zenginleştirilebileceğini söylemek gerekir.

Doyum

Doğum ile birlikte arzuların varlığını birkaç örnek ile ele aldıktan sonra arzuların doyurulması ya da doyumsuz kalmasın incelenebilir. Doyum kelimesi arzular söz konusu olduğunda eksik kaldığı zamanlar olabilir. Bu sebeple arzuların doyurulması yerine tatmin edilmesi demek daha kapsayıcı olacaktır. Örneğin yeni doğan acıkmış ve anne sütüne ihtiyaç duymaktadır. Yeni doğanın arzusu anne sütüne ulaşmak ve açlığının giderilmesidir. Bu bir miktar ile mümkün olabilecekken bazı zamanlarda doyum sağlansa bile tatmin edici gelmeyebilir. Yeni doğanın ihtiyacı sadece bir miktar anne sütü değil, bu sütün niceliğiyle birlikte niteliği de tatmin duygusu yaşamak için önemlidir. Belki anne memesinin o anki sıcaklığı, sertliği, besleyiciliği bile tatminde rol oynar. Zaman zaman bebeğin anne memesine karşı agresif tutumu gözlenebilir. Bu bazen ısırma, bazen el ile sıkma olabilir. Bu agresif tutum anne memesine karşı arzusunun tatmin olamadığına bir işaret olarak değerlendirilebileceği gibi kimi zaman da doyumdan sonra arzunun ölümü ile ortaya çıkan agresyon olabilir.

Doyumsuzluk

Kral Oidipus miti psikanaliz için büyük bir anlam taşır. Mitin bütününü ele alarak konuyu dağıtmak yerine son kısmı üzerinden örneklendirmek açıklayıcı olmaya yetecektir. Oidipus annesi ile evlendiğini öğrendikten sonra gözlerini çıkarmıştır. Bunu psikanaliz kuramı içerisinde kastrasyon olarak değerlendirmek son derece doğru olduğu gibi başka açıdan bakmak bu doğruyu yanlışlamayacaktır. Her yeni doğanın annesini arzu nesnesi olarak sahiplendiğini, sonrasında kız çocukları için bu arzu nesnesinin baba ile yer değiştirdiğini psikanaliz kuramından biliyoruz. Çocukluğundaki arzusu olan anneye kavuşması sonucunda artık arzusu yoktur. Çünkü arzu gerçekleşmiş, doyurulmuş, tatmin edilmiştir. Arzunun tatmini ile arzu ölmüş, ve agresyon kendisine yönelerek ortaya çıkmıştır şeklinde bakılabilir. Tıpkı doyan çocuğun annesinin memesini ısırması olayında ortaya çıkan agresyon gibi.

Freud’un haz ilkesi üzerine inşa ettiği psikanalizin Freud tarafından koyulan son mihenk taşı da bu konuya işaret etmektedir. Haz ilkesinin ötesinde olarak Türkçeye çeviriden kitap, insan psikolojisinde ölüm ve yıkıcılığın varlığına değiniyor. Haz ilkesini arzular olarak ele aldığımızda, ötesinde kalan agresyonun haz/hazsızlık, tatmin edilmişlik/tatmin edilmemişlik ikilemlerinin ötesinde durmaktadır.

Narsistik Kırılma

Çocuklar ile çalışmaları sonucunda psikanaliz kuramının klinik sağlamaları ile katkıları olan M. Klein bebeklik döneminin başlangıcında yeni doğanın zihninde özne ile nesnenin ayrışmadığını ileri sürer. Kurama göre özne (ben) yeni doğan, nesne ise annedir. Bu süreç ego savunmalarında tümgüçlülük savunma mekanizmasının temellerini oluşturur. Yeni doğanda narsistik bir bütünlük ve bu bütünlüğün getirdiği bir tümgüçlülük vardır.

Narsizm’in psikanalitik kurumdaki karşılığını Türkçeye “özsevici” çevirebiliriz. Tümgüçlülük yeni doğan, aynı zamanda yalnızca kendisine yatırım yapmakta bu sebeple birincil (infantil) narsizm olarak tanımlanan dönem içerisindedir. Kendi benliğine dahil ettiği annenin arzu, istek ve hazlarını yeteri ve yeterli tatmin etmemesi halinde özseviciliği zedelenecektir. Psikanalitik sözcüklerle narsistik kırılganlık yaşayacaktır. Bu kırılganlık, yetişkinlik döneminde gerek bireyin kendi beninden gerekse ötekinden beklentilerinin tıpkı çocukluktaki gibi yeteri ve yeterli tatminin olmadığı dönemlerde de görülmektedir.

Bu kırılganlık kendi benliğinden kaynaklı da olsa öteki kaynaklı da olsa, sonucunda yine çocuklukta gözlemlendiği gibi agresyon çıkmaktadır. Bu agresyon da tıpkı narsistik kırılganlık gibi bireyin kendi benine yönetebileceği gibi, ötekine de yöneltebilmektedir.

Yıkıcılık

İhtiyaçtan arzulara, arzulardan hazza, hazdan yıkıcılığa bir döngü olarak psikopatolojiyi ele almak mümkündür. Narsistik kırılganlığın sonucunda ortaya çıkan agresyon yani yıkıcılık çocukluk döneminde meme ısırma, silahlı oyunlar oynama, altını ıslatma gibi görüngülere sahip olabilir. Yetişkinlik döneminde ise çeşitli patolojilerin etkisi olsun ya da olmasın haz kaynağına yönelik farklı şiddetlerle görülmektedir. Belki fetişizmle birlikte hayvana yönelik saldırganlık biçimini alabilirken, kadına ya da erkeğe yönelik şiddet biçiminde de gözlenebilir.

Geleceği görmek ya da tahmin etmek bilimin uğraşı değildir. Bilim kanıta ve sağlamaya dayalı ilerler. Ancak insan hayatı söz konusu olduğunda geçmişi tamir etmeden geleceği tamir etmek mümkün değildir. Bu sebeple gerek bireysel gerek toplumsal olarak her kültür her coğrafya için psikanaliz iyi bir insanlık için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da umut ışığı olmaya devam edecektir. Freud’un dediği gibi;”insan iyi olmalı, en azından iyi olmayı denemelidir.”.

Psikoloji yazı dizisinin devamı için makaleler sayfasını ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.