Anne Olmak Üzerine Bir Deneme

Anahtar Kelimeler: anne, çocuk, doğum, psikanaliz, ruhsal

Anahtar Kelimeler: anne, çocuk, doğum, psikanaliz, ruhsal

Anahtar Kelimeler: anne, çocuk, doğum, psikanaliz, ruhsal

Bir seçim yapacak olsak, bu seçimin ne kadarını bilinçli bir şekilde yaparız? Aslında uzun yıllardır, psikanaliz içerisinde bu sorunun cevabı değişmemektedir. Çoğu eylemimiz, hissimiz, düşüncemizin altında bilinçdışı motivasyon vardır. Sigmund Freud’un kuramsallaştırdığı bu bilgi ışığında doğumdan sonra anne, baba ve varsa kardeşler ile kurulan ilişki ilk nesne ilişkilerimizi, bu ilişkilerdeki arzular, yasaklar, sınırlılıklar kısacası bu ilişkilerdeki “benlik” ilerleyen zamanlarda kurulacak ilişkileri, hissedilecek duyguları, ortaya çıkan düşünceleri, yapılacak eylemleri belirlemektedir. Psikanalizin işlevlerin başında kabul edilebilecek bilinçdışının keşfi çocukluktan yetişkinliğe aydınlık bir yol oluşturma sürecidir.

Psikanaliz’in Keşfi

Freud’un psikanalizin keşfi sırasında yetişkinler ile çalışmasının yanı sıra oto-analizine de devam etmektedir. Bir taraftan yetişkinlerin yakınmalarındaki ortak noktalar dikkatini çekerken, diğer taraftan kendi analizinde çocukluğuna ait anı parçacıklarının ilişkisini keşfetmiştir. İlk olarak o dönem henüz sebebi ve tedavisi konusunda ortak bir referans olmayan histeri hastalarıyla ilgilenmeye başlamıştır. O dönem, histeri hastalığı yalnızca kadınlara özgü bir hastalık olduğu kabul görüyordu. Kelime anlamı rahim olan histerinin yalnızca kadınlarda değil, erkeklerde de görülebileceğini ilk ortaya atan isim olur. Bu aslında bilinçdışının cinsiyet gözetmeksizin benzer işlevlerinin olduğunun da bir göstergesidir.

Histeri hastaları ve kendi analiziyle birlikte Freud, bilinçdışının keşfine başlamıştır. Bu süreçte, birçok otorite tarafından görüşleri reddedilmektedir. Ancak araştırmalarına ve yayınlarına devam eden Freud, kendisine ve psikanalize uluslararası destekçi bulmakta, çok da kısa sayılmayacak bir sürede çevresinde tıp camiasından olan destekçilerin yanı sıra alan dışından da destekçileri kabul etmektedir. Artık Freud, psikanalizi kendi başına değil diğer psikanaliz savunucuları ve uygulayıcıları ile keşfe devam etmektedir.

Başta Sigmund Freud’un kızı Anna, Melanie Klein gibi isimlerin yetişkinlerin yanı sıra çocuklarla çalışmalarının psikanalize katkıları olmuştur. Bu isimlerin yanında, Otto Rank gibi Freud’un yanında bulunan isimlerden de Freud’un o dönem çok kabul etmediği “doğum travması” gibi teorileri savunan isimler de vardır. Otto Rank, ilk travmanın doğum sekansı olduğunu ve yeni doğanın güvenli ve kendisine ait bir yuvadan dış dünyaya gelişini bir travma olarak niteler. Aslında bu yazının içeriğini oluşturacak bölüm buradan temel almaktadır.

Psikanaliz zihnimizin işleyişi ile ilgili kıymetli bir bilgi sunmaktadır. Her nesne somut varlığının ötesinde öznenin yani kişinin zihninde yer tutmaktadır. Bu yer çoğu zaman somut olan öteki ile ilintili olsa da aslında kişinin geçmişiyle bağıntılıdır. Bu sebeple öznenin nesne ile ilişkisi, yani kişinin bir öteki ile ilişkisi var olmadan kişinin zihninde bir karşılığı vardır. Klinik gözlemlerle bu tezi desteklemek mümkündür.

Anne-Çocuk Arasında İlk İlişkinin Önemi

Klinik gözlem ve teorik çıkarımlar ile bu tezi anne çocuk arasındaki ilişki üzerinden incelenebilir. Ki aslında bu yazının konusu da anne çocuk ilişkisinde özne olan ile nesne olanın bilinçdışı oluşumu üzerinedir. ruhsal psikanaliz doğum

Bir kız/erkek çocuğu doğumuyla birlikte ilk nesnesi olan anne ya da temel bakım veren birey ile ilişki kurar. Bu ilişki ihtiyaç ve bu ihtiyacın karşılanması olarak isimlendirilebilir. Bu somut bir ilişkinin tanımıdır. Bilinçli uyaranlar ile bu ilişki şekillenir ve karşılanır. Bebeğin karnı acıktığında ağlaması, ihtiyacı için anneyi çağırmasıdır. Anne kavramı henüz gerçek anlamda şekillenmemiş, anne aç olan bir bebek için “meme” ya da “doyum” anlamına gelir. Bu sebeple çoğu zaman, bir bebeğin anne dışındaki bir kadının memesine meyletmesi de gözlenebilir. Bu durum henüz doğumun gerçekleşmesinin üzerinden çok zaman geçmeden gözlenebilir. Melanie Klein’ın klinik gözlemlerinden kurama katılan bebeğin ilk evrelerinde anne ile kendisinin ayrımı henüz yapılamaz. Meme annenin bir uzantısı değil, kendi uzantısıdır. Bu sebeple, ihtiyaç duyduğu her an ulaşabilmek ister. Ulaşamadığında dış gerçeklerle kendisini sakinleştirmeyi bir türlü beceremez. Bu durum başlı başına mücadele edilemeyen bir kaygı kaynağıdır. ruhsal psikanaliz doğum

Her zaman memeye ulaşamamak değil, kimi zaman da sütün niteliği ve niceliği de bebeği tatmin etmeye yetmez. Bu tatminsizlik ilk zamanlarda benzer kaygı ortaya çıkarsa da sonrasında  farklı tepkiler ile bu tatminsizliği giderme girişimleri olacaktır. Bazı durumlarda ise bu durum mücadele edilemeyecek kadar yoğundur ve bebek kendi ihtiyaçlarını karşılama gereksinimi duyar. En sık gözlenen durum meme yerine parmak, oyuncak gibi daha çabuk ulaşabileceği nesnelerdir. Ancak bunlar da oral doyum sağlasa da fizyolojik ihtiyacı karşılamaya yetmez.

Nesne İlişkileri

Fiziksel olarak doğum gerçekleştikten sonra, kurulacak nesne ilişkileri kişinin ileri yaşamındaki egosunun işlevini belirleyen savunmalar ve ilişki kalıpları oluşturur. Bu ilişki kalıpları yukarıda bahsedildiği gibi anne memesinin ne zaman, ne kadar ve nasıl doyum sağlayıp sağlayamadığı durumlarda olduğu gibi ortaya çıkar. Bir örnekle açıklamak gerekirse, anne memesinden yeterli doyumu sağlayamayan birey yetişkinlik döneminde çocukluğundaki tatminsizliğin savunması olarak geliştirdiği mekanizmayı kullanmaya devam eder. Çocukluktaki parmak emme ile doyum arayışı yetişkinlikte farklı bir oral sadistik yolun kullanımına götürebilir. Sigara içmek, belirli durumlarda kendini kaybedecek kadar sarhoş olma gibi durumlar ortaya çıkarabilir. Bahsi geçen oral dönemdeki doyum ya da doyumsuzluk eksiklik kaynaklı olmak durumunda değildir. Aynı örüntü besleyen nesnenin kaybedilmesi ve onun yerini tamamlama amacıyla da görülebilir.

Psikoseksüel gelişim nesnellikle doğrudan ilişkili değildir. Bir çocuğun ne sıklıkta, nasıl ve ne kadar oral beslenme sağlanmalıdır sorusunun herkes için geçerli bir cevabı yoktur. Bir çocuk için bir yıllık anne sütüyle beslenme yetersiz kalıp, oral dönemde aksaklığa sebep olabilirken, başka bir çocuk için altı aylık anne sütüyle beslenme oral dönemde bir aksaklığa sebep olmayabilir. Bu durumu farklı sebeplerle açıklamak mümkündür. Hem bu aksaklığı oluşturanın tek bir sebeple ilintili olmaması hem de bilinçdışının biricik olmasından kaynaklanır. Burada şu soru yerinde olacaktır. Anne ile çocuk arasındaki etkileşimde sadece nesnelliği olmaması ve doyumun ya da doyumsuzluğun nesnel olmayan sebeplere de bağlı olması ne gibi anlamlar taşıyor?

Bu soruya da birden çok cevap vermek mümkün. Bu yazıyı kaleme alırken, asıl amacım anne ile çocuk arasında kurulan bilinçdışı ilişkiye yoğunlaşmaktı. Bu amaca bağlı kalarak soruyu cevaplamaya çalışmak konunun amacının dışına çıkmasını ve dağılmasını da engelleyecektir.

Bebek İçin Annenin İşlevi

Dilini bilmediğiniz ve daha önce ziyaret etmediğiniz yabancı bir ülkeye gittiğinizi düşünün. Günümüzdeki teknolojiler yok, daha önce herhangi bir bilginiz de yok. O an için sadece geliş biletiniz alınmış. Nerede kalacağınız, nasıl hayatta kalacağınız, nasıl sosyalleşeceğiniz, oranın kurallarını öğrenebileceğiniz kimse yok. Maceraya meraklı insanların bile kaygılanabileceği bir senaryo oluşturduk. Bu senaryoda nerede kalırsanız kalın orası size yabancı gelecektir. Hayatta kalmak için ne yapmanız gerektiğini bilmiyorsunuz, yapacağınız en kolay hayatta kalma yöntemleri hemen ulaşabileceğiniz yani size en yakın çözümler olacaktır. Dilini bilmediğinizden dolayı birilerinin sizi anlamasını beklemekten başka çareniz yok, kuralları da deneme yanılma yolundan başka bir yolla öğrenmek mümkün olamaz.

Şimdi bu senaryoyu farklı bir şekilde yapılandıralım. Tek bir fark olsun. Gittiğiniz yerde sizi bekleyen bir kişi var. Orada yaşayan birisi, aynı zamanda sizi anlamaya, sizin yabancısı olduğunuz o yeri öğretmeye, bildiklerini sizinle paylaşma ve hayatta kalmanız için gerekli yardımı yapmaya da hazır. Bu aslında kimi zaman tur rehberi, kimi zaman karşılama görevlisi, kimi zaman bir elçi, kimi zaman yol gösterici olarak yaşamda karşımıza çıkabiliyor. Bu kişiler hayatımızı kolaylaştırmakla kalmıyor aynı zamanda yabancısı olduğumuz yere de uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor.

Bir bebek için tüm bunlardan daha fazlası annedir. Onu fiziksel olarak doğurmakla kalmaz, onun ihtiyaçlarını karşılamak, bakımını üstlenmekle kalmaz aynı zamanda onun yeni geldiği ve yabancısı olduğu koşullara uyum sağlaması için öncelikli figürdür. Anne kavramı yalnızca insanlar özelinde bu işlevleri üstlenmez aynı zamanda doğadaki diğer canlılara bakıldığında anne kavramının benzer işlevler üstlendiği görülür. ruhsal psikanaliz doğum

Annelik İşlevi

Doğal ortamında yaşayan bir dişi dünyaya getirmeye hazırlandığı yavrusu ya da yavruları için önceden hazırlıklarını yapmaya başlar. Onlara uygun yaşam alanı oluşturmak yavruları dünyaya gelmeden önce düzenlenir. Yavrularını besleyeceği besin kaynaklarını önceden belirler ya da uygun zaman dilimini gözetir. Yavruların dış tehlikelerden korunması için önceden geliştirdiği planları ve hazırlıkları vardır. Hayatının bir dönemini yavrularını dış koşullarda kendi başlarına geçirmelerine hazırlamakla geçirir. En sonunda yavruları anneye ihtiyaç duymadan hayatlarına devam edebildikleri zaman anneden ayrışırlar. Bu koşullardan bir tanesi bile eksik kaldığında sağlıklı koşullarda yavrunun yetişkinliğe ulaşması, kendi başına hayatta kalması pek mümkün olmaz.

Bu koşullar doğadaki diğer canlılardan daha fazlası insan yavrusu için geçerlidir. İnsan yavrusu için bu koşulların sağlanabilmesi için öncelikle bebeğin anne ve baba için var olması gerekir. Bu varlık, fiziksel bir varlıktan önce içsel olarak var olmak anlamı taşır. Bebek anne karnından doğmadan önce annenin ve babanın içsel dünyasında doğmalıdır. Bebek anne ve babanın zihninde yer etmediği takdirde dış koşullar ne kadar kusursuz tasarlanırsa tasarlansın, sahipsiz bir çocuk olarak dünyaya gelir. İçsel olarak doğurulmamış bir çocuk için anne yeterli hazırlığı yapamaz. Bu kimi zaman sütün besleyiciliği ve devamlılığı gözetildiğinde, kimi zaman onu tutma ve kavrama konusu gözetildiğini eksiklikler ortaya çıkabilir. Annenin anne olmaya hazırlığı istenilen bir çocuğun varlığının hissedilmesi, onunla ilgili hayallerin kurulmasıyla başlayabilir. Bu çocuk doğmadan ona oda hazırlamak, isim belirlemek gibidir. Bunlar sadece dış koşulların hazırlandığını değil, aynı zamanda içsel olarak da bebeğin doğumu anlamını taşır.

Ruhsal Olarak Doğmamış Çocuk

Kevin Hakkında Konuşmalıyız filminde bu durumu görüyoruz. Planlanmayan bir gebelik sonucunda yarım kalan hayallerinin yasını tutan annenin, karnında taşıdığı çocuğu içsel dünyasında doğurma imkanı yoktur. Annenin kurduğu hayallerin eksik kalması ve engellenmesinin sebebi planlanmadan ortaya çıkan Kevin’dır. Kevin için yapılan hazırlıklar dışarıdan bakıldığında tam olsa da dile gelmeyen bir anne öfkesi vardır. Bilinçdışı bu öfke dile gelmeden Kevin’a geçmiş, annenin ailesine, kendisine yönelik bütün öfkesini taşır hale gelmiştir.

Anne olmak çocuk doğurmaktan önce başlayan bir süreçtir. Anne bebeğin fiziksel doğumundan önce içsel dünyada gerçekleşmediği sürece annenin bebeği ruhsal olarak var etmesi, ona annelik etmesi mümkün değildir. Ruhsal olarak var olmayan bir bebek, Kevin gibi annenin öfkesini taşıyan hem kendisine hem çevresine zararlı bir birey olmaktan fazlasını beklemek doğurulmamış süper kahramanlar kadar hayal dünyasının ürünü olabilir.

Psikoloji yazı dizisinin devamı ve diğer yazılar için makaleler sayfasını ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.