Anna Freud’un Hayatı ve Çalışmaları

Anahtar Kelimeler: Anna Freud, psikanaliz, çocuk, pedagoji, ego, savunmalar

Anahtar Kelimeler: Anna Freud, psikanaliz, çocuk, pedagoji, ego, savunmalar

Anahtar Kelimeler: Anna Freud, psikanaliz, çocuk, pedagoji, ego, savunmalar

Anna Freud, Sigmund Freud ve Martha Bernays’in altıncı ve en küçük çocuğu olarak 1895 yılında Viyana’da doğdu.

Erken çocukluktan itibaren annesiyle iyi ilişkileri olmadı ve küçük ablasını çok kıskandı. Babasına hayranlığı vardı ve on dört yaşına gelindiğinde psikanalize gerçek bir ilgi gösterdi. 1917’de ilkokul öğretmeni olarak çalışmaya başladı, bu mesleği çok sevdi, ancak tüberküloz hastalığına yakalandığında öğretmenlik kariyeri kesildi. Uzun süren iyileşme sürecinde Freud ve meslektaşlarının yazılarını okudu ve bu da bir psikanalist olma kararlılığını harekete geçirdi.

İlk Çalışmaları

Babasıyla kendi analizine başladı, o günlerde alışılmadık bir olay değildi. Psikanalitik literatürü incelemeye devam etti ve hastalarla çalışmaya başladı. O da meslektaşlarıyla vaka paylaşımlarına başladı. 1922’de Viyana psikanalitik Derneği’nin bir üyesi oldu ve “Beating Fantasies and Daydreams” adlı makalesini sunduktan sonra çocuklarla psikanalitik olarak çalışmaya başladı.

1923’te babasına kanser teşhisi kondu ve bu, Anna Freud’u yeni kurulan Viyana Psikanaliz Enstitüsü’nde beklenmedik sorumluluk almaya zorladı. 1925’te Uluslararası Psikanaliz Derneği (IPA) Sekreteri oldu, daha sonra 1973’ten 1982’ye yani ölümüne kadar Onursal Başkan oldu.

Anna Freud, 1927’de “Introduction to the Technique of Child Analysis” yayınladı. Aynı yıl  Londra’ya çalışmasını sunması için davet edildi. Melanie Klein ve meslektaşları tarafından şiddetle eleştirildi ve her iki kadının da çocuk psikanalizi teorisi ve pratiği ile ilgili çok farklı bakış açılarına sahip olduğu ortaya çıktı. Ne yazık ki, bir yakınlaşma asla mümkün olmadı.

Ego ve Savunma Mekanizmaları

1936’da, ilk büyük kitabı olan ‘Ego ve Savunma Mekanizmaları’ ile Anna Freud, savunma hakkındaki mevcut fikirlerini aktarır ve büyük ölçüde genişletir. Çeşitli savunma mekanizmalarını tarif ederek, egonun kendisini hem bireyin içinde hem de dışında ortaya çıkan tehlikeden, özellikle de çaresizce bunalmış olmaktan korumak için nasıl korumaya çalıştığını tartışır. Döneminde olumlu şekilde karşılanan bu metin bugün hala değerini korumaya devam etmektedir.

1937’de Viyana’daki Jackson Kreşini son derece yoksul küçük çocuklar için açtı. 1938’de Nazilerin gelişi nedeniyle kapatıldı. Anna Freud, daha sonra Avusturya’dan kaçtı. Ernest Jones (eski IPA Başkanı), onları Londra’ya güvenli bir şekilde getirmek için büyük bir enerji ve olağanüstü beceri örneği gösterdi. Ve Anna Freud ona derinden borçlu kaldı.

1941’de Anna Freud, arkadaşı ve meslektaşı Dorothy Burlingham ile birlikte, savaş etkisiyle  ailelerinden ayrılan bebekler ve küçük çocuklar için bakım yapan ’The Hampstead War Nurseries’ kreşini açtı. Hizmet içi eğitim, personelin çocukların günlük davranışları hakkında ayrıntılı gözlemler yapma ve bunları yazma imkanı sağladı. Bu gözlemler her akşam Anna Freud ve Dorothy Burlingham ile tartışıldı. Bu tartışmalar çocuğun normal ve patolojik gelişimindeki içgörüyü iyileştirmeye yardımcı olmak için çok önemli hale geldi. Bu gözlemler, ‘Young Children in War Time’ (1942) ve ‘Infants without Families’ (1944) başlıklı iki büyüleyici yayının temelini oluşturdu.

Klinik Çalışmaları

1959’da “Hampstead Child Therapy Course and Clinic” ‘in kurulmasıyla üç amacını da gerçekleştirebildi. Çocuk psikanalizinde eğitim veren, bir çocuk ve ergen kliniği olması ve araştırmalar için bir yer oldu. Londra Üniversitesi ile bağlantıların geliştirilmesiyle daha da güçlendirilen bir öğrenme yeri halini aldı. Hampstead Kliniği ölümünden sonra Anna Freud merkezi olarak yeniden adlandırıldı.

1965 tarihli “Çocuklukta Normallik ve Patoloji” yayınında, bebeklikten ergenliğe kadar çocuğun gelişiminin tüm aşamalarına değinen tutarlı bir teoriyi anlatıyor. Teorisi, analistin materyali farklı alanlardan ve gelişim düzeylerinden ayırt etmesine ve psikopatolojiyi normal gelişimin arka planına işleyen bir süreç olarak görülmesini sağlarken çocuk psikopatolojisinin açıklanmasına da yardımcı oldu.

Bir dizi özel yayın, konuşma ve seminerle Anna Freud, analitik anlayışını çocuklarla, özellikle de öğretmenler, ebeveynler, hemşireler, çocuk doktorları ve avukatlarla paylaşma konusunda derin bir özveri gösterdi.

James ve Joyce Robertson, John Bowlby ve Isabel Menzies Lyth ile birlikte hastaneye yatış ve ayrılmanın küçük çocuklar üzerindeki etkisini inceleyen güçlü bir ses oldu.

Anna Freud Yale Üniversitesi’nde psikanalitik açıdan aile hukuku ve suç hukuku hakkında tartışmalara katıldı ve iki önemli yayın çıkardı.

Anna Freud’un çalışmaları babasının teorisinden ayrılmadan izlediği yolda güçlü bir ses olurken, kendi sesini de duyurduğu bir durum ortaya çıkardı.

Psikoloji yazı dizisinin devamı ve diğer yazılar için makaleler sayfasını ve sosyal medya hesabımızı takipte kalabilirsiniz.

 

Not: Bu yazı Anne Marie Sandler’in Britanya Psikanaliz Derneği için hazırladığı yazının çevirisidir.